Abdurrahman Dilipak’tan çadır açıklaması… Kenevirden olmalıydı

Köşe yazarı Abdurrahman Dilipak bu haftaki yazısında ‘Kızılay Çadırları Kenevirden Olmalıydı’ başlıklı yazı kaleme aldı.

Dilipak’ın ilgili yazısı şu şekilde:

“Derin Gerçekler
Ben, bir dönem de Kızılay Genel merkezinde fahri danışmanlık yaptım. Bir çok projemiz oldu ama ne yazık ki çoğu hayata geçmedi. Biri için epey uğraştım, çünkü daha iyisi için değil, olmazsa olmaz bir konuydu bu.
Dünya’nın en büyük çadır üreticilerinden biriyiz biz. Sentetik iplerden yapıyoruz çadırları. Sentetik iplerden yapılan çadırların stok ömrü var, mikrop barındırır, çabuk alev alır, havalandırma sorunu var, haşeratı engellemez. Pamuklu çadır bezlerinin ise direnç ve su tutma sorunu var. Kenevir’den olanlar ise bu risklerden herhangi birini taşımıyor. Mikrop barındırmaz, haşerat yaklaşmaz, sıcak, soğuk, kar, yağmur, rüzgara karşı çok dayanıklı, en önemlisi 700 dereceye kadar alev almaz. Onun için sigara kağıdı Kenevirden yapılır.

Aslında diploma, noter kağıtları, hisse senetleri, para, değerli kağıtlar, tapı gibi uzun ömürlü belgeler için Kenevir kağıdı kullanılması gerek. Biliyorsunuz yüksek direnci sebebi ile çimento torbaları da kenevir kağıdından yapılır. Sağlık kuruluşları, gıda sektöründeki kağıtlarda aynı şekilde.

Ama “içimizdeki birileri”nin engellemesi ile, Kenevir yasağı devam ediyor. Biz onların zihniyet olarak ve hangi lobilerin etkisinde olduklarını 1970’li yıllarda Afyon ekimi ve Alkoloid fabrikasının kuruluş günlerinden biliriz.

Bakın o çadırlarda haşerat ve bazı hastalıklar, havalandırma, yakılan sobaların sis kokusu, yangın tehlikesi ciddi bir sorun. O çadır kentleri kurdunuz, ihmal yada sabotaj sebebi ile çadır kentlerde bir yangın depremzedeleri 2. kez vurabilir. Çadırları başlarına yıkılır. Bunları daha önce yetkililere anlattım ama olmuyor, ille bir felaket yaşayacaklar.

Yerli ve milli ise, bakın bunlar bu topraklarda, gübre istemiyor, zirai ilaç da istemiyor. Bir mevsimde yetişir. Hatta toprak da islemiyor, vahşi çöp döküm alanları, moloz döküm alanlarına ekin, hem toprağı ıslah etsin, hem oksijen üretsin, kötü kokuları gidersin, ekonomiye çok yönlü fayda sağlasın, toksik maddeleri dönüştürsün, zararlı haşeratları uzaklaştırsın.

Hangi siyasetçi, hangi politikacı, hangi akademisyen buna engel oluyorsa Allah onun cezasını versin, onu bu bitkiye muhtaç etsin. (Hukuki destek hattı: Beni mahkemeye vermek isteyen varsa, bu suçu üstüne almış olacak ama öte yandan algı-olgu meselesinden, bu ifadelerin toplumda oluşan olumsuz etki itibarı ile kendi itibarlarına zarar verdiğinden, aleyhime 80 ilde dava açabilirler. Bu, daha önce denendiği gibi bir talimatla mümkün. Belki biri istisna olabilir. Bu askerler tarafından da 28 Şubat’ta denenmişti biliyorsunuz, emir komuta zinciri içinde 312 General dava açmıştı. Orada da 1’i istisna idi. O da Genel Kurmay başkanı idi.)

Bakın, Allah rızası için, şunu yapmayın.. Kaçak ekilen kenevirleri yakalıyor, sonra da bunları yakarak imha ediyorsunuz. Milli serveti yakıyorsunuz. Onu yakarken, havaya, suya, toprağa, topraktaki faydalı böceklere de zarar veriyorsunuz. Bunun yakma konusunda anız yakmaktan ne farkı var. Yakaladıklarınızı verin TİGEM’e, lifini Kızılay’a verelim çadır olsun, selülöz’ünü kağıt yapalım. Bio kütle’sini ister kömür santrallerinde yakın, kömür oranını azaltın zehirli gaz salınımı azalsın, isterseniz öğütün tuğla yapın. Kökünü belli oranda ekmeğe de katabilirsiniz. Tohumunu yağ yapın, yesinler, sabun yapsınlar. Niye yakarsınız!? Yaktığınız milli servettir, sağlığımızdır. Aynı refleksi Solvent’lere, Tiner’e, Aseton’a gösteriyor musunuz! Bıçakla cinayet işleniyor diye bıçakları topluyor musunuz. Esrar yapılan kısmından tıpkı Afyon örneğinde olduğu gibi ilaç da yapılır. THC Eroinman’ların, Kokainman’ların, Sentetik uyuşturucu bağımlılarının tedavisinde de kullanılabilir. Neden bunu görmüyorsunuz?

Öfkeliyim. Aradan yıllar geçti.

Unutmayın siyasetçiler, bürokratlar, akademisyenler, basın mensupları, STK’lar, hoca efendiler, öbür dünyada sadece yaptıklarınızdan değil, yapmadıklarınızdan, sadece söylediklerinizden değil, söylemeniz gerekirken söylemediklerinizden de hesap vereceksiniz.
Haber vereyim de demedi demeyin.

Bakın bu çadırlarsa yangın çıkarsa, vebali bu çağrıya uymayanların üzerinde olacaktır.
Selam ve dua ile.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir